45. İstanbul Film Festivali SİYAD Jürisi’nde Yer Alan Kerem Bumin, SİYAD En İyi Film Ödülü’nü alan ‘İsimsiz Eserler Mezarlığı’nı Değerlendirdi

45. İstanbul Film Festivali’nde, ‘SİYAD En iyi Film Ödülü’nü kazanan ‘İsimsiz Eserler Mezarlığı’, yönetmen Melik Kuru’nun ilk uzun metrajlı sinema filmi…Bu bakımdan bu ilk uzun metraj denemesinde Kuru’nun konusuna ne kadar hakim olduğu ve bu hâkimiyeti beyaz perdeye taşırken sergilediği ince estetik doku dikkat çekici.

‘İsimsiz Eserler Mezarlığı’nın siyah beyaz formatta, çoğunlukla dış mekanda çekilmiş ve hareketli kamera açılarını tercih eden bir yapısı var. Bu retro yapı uzaktan da olsa önceleri Fransa’da ardından da dünya sinemasında devrim yaratmış ‘nouvelle vague’ filmlerinin dokusunu hatırlatıyor. Bilindiği üzere o zamana kadarki Fransa sineması daha çok iç mekânlarda geçen, diyaloglarla örülü ve daha tiyatral hava estiren yapımlardan oluşuyordu. François Truffaut ve Jean-Luc Godard’ın başını çektiği ‘Yeni Dalga’ sinema anlayışı bu kalıpları tamamen bozdu ve yeni bir sinema akışı başlattı.

‘İsimsiz Eserler Mezarlığı’ ise dış mekânları bir özgürlük havası yaratmak için değil daha çok başkarakterinin odaklandığı işine ve dolayısıyla sanatına yoğunlaşmak için kullanıyor. Etrafta dolaşarak ‘el fotoğrafları’ çeken Aslı, aslında kendisi için ‘özel’ bir seçki yaratmak amacında ama ister istemez çağdaş sanat galerilerinin bürokratik şartlarına ve dayatmalarına boyun eğmek zorunda kalıyor.

Bu noktada bizce filmin ikinci güçlü yanı ortaya çıkıyor: ‘Tanıttığı ortamı ve temsilcilerini iyi gözlemlemiş olmak!’ Kuru, daha çok Cihangir ve Çukurcuma taraflarında yoğunlaşan sanat galerine eleştirel bir bakış atıyor. Ama bu eleştirel bakışı, bu sanat dalını topyekûn yargılamak için değil daha çok bir sergi sezonunda yaşanan iç dinamikleri göstermek için kullanıyor. Çağdaş sanatın da birçok başka dalda olduğu gibi tanınırlık, reklam, genel beğeniye uygun olma ve pazarlamaya elverişlilik gibi birçok kritere uyması gerekiyor. Özellikle bazı sergilerin açılışında sahnelenen ‘özel performanslar’ burada da can alıcı bir nokta gibi gösteriliyor.

Sonuçta; gerçek sanatla sansasyonel sanat ayrımının altını çizen, ışıltılı ve gösterişli bir sanat ortamının işleyişinin aslında dünyanın genel gidişattan o kadar da farklı olmadığına işaret eden, genel tabirle ‘meselesi olan’ bir film var karşımızda.

Yazan: Kerem Bumin

facebook
Twitter